Direksiyona geçip Trabzon’dan yola çıktığım o sabah, önümde ne kadar katmanlı bir coğrafyanın uzandığını tam olarak bilmiyordum. Karadeniz’in yaylaları, deniz seviyesinden birkaç saat içinde 2000 metrenin üzerine çıkabildiğiniz, her viraj döndüğünüzde sisin içinden yeni bir vadinin belirdiği, dünyada eşi az bulunan bir coğrafya sunuyor. Bu rotayı arabamla defalarca sürdüm; her seferinde bir yayla evinin verandasında muhlama yedim, bir şelalenin serinliğinde durup fotoğraf çektim, dar ve virajlı yollarda sisin içinden süzülerek ilerledim. Aşağıda, bizzat kilometre kilometre kat ettiğim, her molada bir şeyler tattığım Karadeniz yaylaları rotasını; nasıl gidileceğinden hangi ayların en uygun olduğuna kadar tüm detaylarıyla, gün gün anlatıyorum. Bu bir broşür değil, gerçek bir gezi günlüğü.
İçindekiler
- Rota Genel Bakış: Kaç Gün, Kaç Kilometre?
- Gün: Trabzon – Sümela Manastırı – Uzungöl
- Gün: Uzungöl – Rize – Ayder Yaylası
- Gün: Ayder – Pokut Yaylası – Kaçkar Eteklerinde Yürüyüş
- Gün: Ayder – Şavşat – Karagöl
- Gün: Şavşat – Yusufeli – Barhal (Altıparmak) Yaylası
- Gün: Dönüş Rotası
- Araç ve Yol Durumu Hakkında Bilmeniz Gerekenler
- Hangi Mevsimde Gidilmeli?
- Genel Yol Notları ve İpuçları
Rota Genel Bakış: Kaç Gün, Kaç Kilometre?
Bu rota, Trabzon’dan başlayıp Artvin’in Yusufeli ilçesinde sona eren, toplamda yaklaşık 450-500 kilometrelik bir güzergahı kapsıyor; ancak buradaki kilometreler, düz bir otoyol sürüşünden çok farklı, dağ yollarında yavaş ve keyifle kat edilen mesafeler. 6 günlük bir plan üzerinden ilerleyen rotada, her gün ortalama 2-4 saatlik bir sürüş ve geri kalan zamanda yürüyüş, fotoğraf molaları ve yayla köylerinde dinlenme öngörülüyor. İsterseniz rotayı 4 güne sıkıştırabilir, isterseniz her durakta bir gece daha kalarak 8-9 güne kadar uzatabilirsiniz; Karadeniz yaylaları, aceleye getirilmeden gezildiğinde asıl değerini gösteriyor.
1. Gün: Trabzon – Sümela Manastırı – Uzungöl
Trabzon’dan yola çıktığımda ilk durağım, kayalıklara oyulmuş Sümela Manastırı oldu; Altındere Vadisi Milli Parkı’nın içindeki dik yamaca konumlanan bu manastıra, otopark alanından yaklaşık 30-40 dakikalık dik bir yürüyüşle ulaştım. Manastırın duvarlarındaki solmuş freskleri incelerken, bu yapının 4. yüzyıldan beri nasıl ayakta kalabildiğini düşünmeden edemedim. Öğleden sonra yeniden yola koyulup, Uzungöl’e doğru ilerledim; gölün etrafını saran ladin ormanlarının aynası gibi duran suyu, gün batımına doğru pembemsi bir tona büründü. Gölün kenarındaki ahşap yürüyüş yolunda akşam yürüyüşü yapmak, günün en huzurlu anıydı.
Nerede yemeli: Uzungöl çevresindeki restoranlarda taze alabalık ızgara ve mısır ekmeği mutlaka denenmeli. Yöresel kahvaltı sofralarında ise Karadeniz’e özgü kaymak ve organik bal, güne enerjik başlamak için ideal.
Nasıl gidilir: Trabzon şehir merkezinden Sümela Manastırı’na D-885 karayolu üzerinden yaklaşık 50 dakikada ulaşılıyor. Sümela’dan Uzungöl’e ise Maçka üzerinden geçen dağ yoluyla yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir sürüş yapılıyor; bu bölümde yol dar ve virajlı olduğu için sakin bir tempoda ilerlemenizi öneririm. Karadeniz’in İncisi: Bir Gezginin Gözünden Trabzon Deneyimi – GeziTur | Kapsamlı Seyahat ve Tatil Rehberi
2. Gün: Uzungöl – Rize – Ayder Yaylası
İkinci günün sabahında Uzungöl’den yola çıkıp, Of ve Çaykara üzerinden Rize’ye indim; yol boyunca, tepelere basamak basamak dizilmiş çay bahçelerinin yeşil dokusu, Karadeniz’in en tanıdık manzaralarından birini sundu. Rize’den sonra, Fırtına Vadisi’ni takip ederek Çamlıhemşin üzerinden Ayder Yaylası’na tırmandım; vadi boyunca ilerlerken, Osmanlı döneminden kalma kemerli taş köprülerin (Şenyuva ve Çamlıhemşin köprüleri gibi) üzerinden geçmek, bu bölgenin tarihi dokusunu da gözler önüne serdi. Ayder’e vardığımda, yayla evlerinin ahşap cephelerinden yükselen dumanı ve etrafı saran sisli Kaçkar zirvelerini görmek, günün en etkileyici anıydı.
Nerede yemeli: Ayder’in yayla evlerinde muhlama (kaymaklı mısır unu lapası) ve taze yayla peyniri mutlaka denenmeli. Fırtına Vadisi’ndeki restoranlarda ise taze alabalık ve karalahana çorbası ile keyifli bir öğle molası verebilirsiniz.
Nasıl gidilir: Uzungöl’den Rize’ye D-010 (sahil yolu) üzerinden yaklaşık 1,5 saatte ulaşılıyor. Rize’den Ayder’e ise Çamlıhemşin üzerinden geçen Fırtına Vadisi yoluyla yaklaşık 1,5 saatlik bir sürüş yapılıyor; bu yol da dar ve virajlı olduğundan, özellikle yaz aylarında yoğun turist trafiğine hazırlıklı olun.
3. Gün: Ayder – Pokut Yaylası – Kaçkar Eteklerinde Yürüyüş
Üçüncü günü tamamen Ayder çevresindeki yaylaları keşfetmeye ayırdım. Ayder’den araçla (bazı bölümlerde 4×4 önerilir) Pokut Yaylası’na çıktığımda, bulutların içinden süzülen ahşap yayla evlerinin ve önlerindeki devasa Kaçkar zirvelerinin manzarası karşısında adeta büyülendim; Pokut, bulutların üzerinde bir platoya kurulmuş gibi hissettiren, Karadeniz’in en fotojenik yaylalarından biri. Buradan kısa bir yürüyüş yaparak Kaçkar Dağları Milli Parkı’nın eteklerine indim; çayırların arasından akan buz gibi derelerin sesini dinleyerek yürümek, şehir hayatından tamamen kopmuş hissettirdi. Akşam yeniden Ayder’e inip, kaplıca sularında günün yorgunluğunu attım. Bulutların Üzerinde Bir Rota: Bir Gezginin Gözünden Rize Rehberi – GeziTur | Kapsamlı Seyahat ve Tatil Rehberi
Nerede yemeli: Pokut Yaylası’ndaki küçük yayla kafelerinde sıcak çay ve ev yapımı reçel mutlaka denenmeli. Ayder’e dönüşte, kaplıca çevresindeki restoranlarda karalahana sarması ve taze yayla tereyağıyla hazırlanan kahvaltı sofraları da doyurucu bir seçenek.
Nasıl gidilir: Ayder’den Pokut Yaylası’na araçla dar, toprak ve kısmen taşlık bir dağ yolundan yaklaşık 40-50 dakikada ulaşılıyor; bu yol için yüksek gövdeli bir araç veya 4×4 tercih etmenizi öneririm, özellikle yağışlı günlerde yol kayganlaşabiliyor.
4. Gün: Ayder – Şavşat – Karagöl
Dördüncü günün sabahında Ayder’den ayrılıp, Rize-Artvin sınırını geçerek Şavşat ilçesine yöneldim. Yol, Ovit Dağı eteklerinden geçerek dağların arasında kıvrılıyor; bu bölümde manzara adeta her dakika değişiyor, bir yanda çam ormanları, diğer yanda uçurumların kenarından geçen dar patikalar var. Şavşat’a vardıktan sonra, Karagöl-Sahara Milli Parkı’na uzandım; gölün koyu yeşil sularının etrafını saran ladin ormanlarının yansıması, günün en huzurlu manzaralarından biriydi. Gölün kenarında kısa bir yürüyüş yapıp, Artvin’in bu az bilinen köşesinin sessizliğinin tadını çıkardım.
Nerede yemeli: Şavşat çevresindeki köy lokantalarında Artvin usulü kuymak ve ev yapımı bal mutlaka denenmeli. Bölgenin taze süt ürünleri, özellikle kaymak ve peynir çeşitleri de sofranızı tamamlayacak lezzetler arasında.
Nasıl gidilir: Ayder’den Şavşat’a Rize-Artvin karayolu (D-950) üzerinden yaklaşık 2,5-3 saatlik bir sürüş yapılıyor; bu yol boyunca Ovit Tüneli’nden geçerek zaman kazanabilirsiniz. Şavşat’tan Karagöl’e ise araçla yaklaşık 25-30 dakikada ulaşılıyor.
5. Gün: Şavşat – Yusufeli – Barhal (Altıparmak) Yaylası
Beşinci günün rotası, Şavşat’tan Yusufeli’ye, oradan da Barhal Vadisi’nin derinliklerindeki Altıparmak Yaylası’na uzandı. Yol boyunca Çoruh Nehri’nin vadisini takip ederken, hem nehrin turkuaz-yeşil renginin hem de çevredeki dik kayalıkların oluşturduğu manzara, Kaçkar Dağları’nın Artvin tarafındaki en etkileyici yüzünü gösterdi. Barhal Vadisi’ne girdiğimde, dağların arasına sıkışmış küçük köylerin ve devasa Kaçkar zirvelerinin eteğindeki yaylaların, Ayder’e göre çok daha sakin ve el değmemiş bir atmosfere sahip olduğunu fark ettim. Vadinin sonundaki Barhal Kilisesi’ni (10. yüzyıldan kalma bir Gürcü kilisesi) ziyaret etmek de günün tarihi molalarından biriydi. Artvin: Göğe Komşu Topraklarda Bir Gezginin Rotası – GeziTur | Kapsamlı Seyahat ve Tatil Rehberi
Nerede yemeli: Barhal Vadisi’ndeki köy evlerinde servis edilen taze alabalık ve organik sebzelerle hazırlanan yöresel yemekler mutlaka denenmeli. Bu bölge, Karadeniz’in en organik ve el değmemiş mutfak deneyimlerinden birini sunuyor.
Nasıl gidilir: Şavşat’tan Yusufeli’ye D-950 üzerinden yaklaşık 1,5 saatte, Yusufeli’den Barhal Vadisi’ne ise dağ yolundan yaklaşık 1 saatte ulaşılıyor; bu son bölüm dar ve virajlı olduğundan dikkatli sürüş gerektiriyor.
6. Gün: Dönüş Rotası
Altıncı ve son günde, rotanızı iki şekilde tamamlayabilirsiniz: ya Yusufeli-Artvin merkez üzerinden Hopa’ya inip sahil yolundan Trabzon’a dönebilir (yaklaşık 5-6 saatlik bir sürüş), ya da Erzurum yönüne geçip iç Anadolu’ya bağlanan bir rotayı tercih edebilirsiniz. Kendi tercihim genellikle Hopa üzerinden sahile inip, dönüş yolunda Karadeniz’in kıyı şeridini bir kez daha izlemek oldu; dağların serinliğinden denizin nemli havasına geçiş, rotanın güzel bir kapanışını sundu.
Nasıl gidilir: Yusufeli’den Hopa’ya D-010 üzerinden yaklaşık 2 saatte, Hopa’dan Trabzon’a sahil yolundan yaklaşık 2,5-3 saatte ulaşılıyor. Trabzon Havalimanı’ndan İstanbul’a uçarak dönüşünüzü kısaltabilir veya aracınızı burada teslim edebilirsiniz.
Araç ve Yol Durumu Hakkında Bilmeniz Gerekenler
Bu rotayı sürerken en çok dikkat ettiğim nokta, yol koşullarının bölgeden bölgeye ciddi farklılık gösterebilmesiydi. Ana karayolları (Trabzon-Rize sahil yolu, D-950) genellikle asfalt ve iyi durumda; ancak yaylalara çıkan bağlantı yolları (özellikle Pokut Yaylası ve bazı Barhal Vadisi köy yolları) dar, virajlı ve kısmen stabilize (toprak-taş karışımı) olabiliyor. Sedan bir araçla bu rotanın büyük kısmını tamamlamak mümkün olsa da, özellikle Pokut Yaylası gibi yüksek rakımlı ve zorlu bağlantı yollarına çıkacaksanız, yüksek gövdeli bir SUV veya 4×4 araç kiralamanızı öneririm. Sis, bu bölgede yıl boyunca sık karşılaşılan bir durum; özellikle sabah ve akşam saatlerinde görüş mesafesinin aniden düşebileceğini göz önünde bulundurup, farlarınızı erken yakmanızı ve dikkatli sürmenizi tavsiye ederim.
Hangi Mevsimde Gidilmeli?
Karadeniz yaylalarını farklı dönemlerde gezme fırsatım oldu ve bu rota için en kritik detayın mevsim seçimi olduğunu söyleyebilirim; çünkü yüksek rakımlı yaylalara çıkan yollar, kış aylarında kar nedeniyle uzun süre kapalı kalabiliyor. Haziran sonu ile Eylül ortası arası, hem yayla yollarının tamamen açık olduğu hem de yayla şenliklerinin (özellikle Temmuz-Ağustos aylarında düzenlenen geleneksel yayla şenlikleri) yaşandığı en ideal dönem. Temmuz-Ağustos, yaylaların en yeşil ve canlı olduğu, ancak aynı zamanda Ayder gibi popüler noktaların en kalabalık olduğu dönem. Eylül ayı, hem kalabalığın azaldığı hem de sonbaharın ilk renklerinin ormanlara düşmeye başladığı, benim kişisel olarak en çok tercih ettiğim dönem. Mayıs ve Ekim ayları ise geçiş dönemleri; bu aylarda düşük rakımlı duraklar (Uzungöl, Trabzon çevresi) rahatlıkla gezilebilirken, Pokut gibi yüksek yaylalara çıkan yollarda hâlâ kar kalıntıları veya erken kar yağışıyla karşılaşma riski bulunuyor. Bu yüzden, rotanın tamamını eksiksiz tamamlamak istiyorsanız, Temmuz ortası ile Eylül ortası arasındaki pencereyi hedeflemenizi kesinlikle öneririm.
Genel Yol Notları ve İpuçları
- Erken çıkış yapın: Dağ yollarında öğleden sonra sis ve bulutlanma riski arttığından, günlük rotanızın büyük kısmını sabah saatlerinde tamamlamaya çalışın.
- Yakıt planlaması: Yayla bölgelerinde akaryakıt istasyonları seyrek olabiliyor; ana ilçe merkezlerinde (Rize, Çamlıhemşin, Şavşat, Yusufeli) deponuzu doldurmayı ihmal etmeyin.
- Konaklama rezervasyonu: Özellikle Ayder ve Uzungöl gibi popüler noktalarda, yaz aylarında konaklamayı önceden rezerve etmek, hem fiyat hem müsaitlik açısından büyük avantaj sağlıyor.
- Sıcak giyinin: Yayla havası, deniz seviyesindeki sıcaklıktan çok daha serin; yaz aylarında bile yanınıza hafif bir mont veya kazak almanızı öneririm.
- Esnek plan yapın: Rotada belirtilen sürelerin dışında, yol üzerinde karşınıza çıkabilecek küçük yayla köyleri, şelaleler veya manzara noktaları için 1-2 saatlik esneklik bırakmak, aracın özgürlüğünü en iyi şekilde değerlendirmenizi sağlıyor.
Karadeniz yaylaları turu, Sümela’nın kayalıklara oyulmuş maneviyatından Uzungöl’ün aynası gibi duran suyuna, Ayder’in kaplıca buharından Pokut’un bulutların üzerindeki manzarasına, Karagöl’ün sessizliğinden Barhal’ın el değmemiş vadisine kadar, Türkiye’nin belki de en yeşil ve en katmanlı doğa rotasını sunuyor. Bu güzergah, sadece bir yol haritası değil; her durağı kendi ritminde yaşanması gereken birer deneyim. Anahtarları elinize alın, bu rehberi yanınıza koyun; Karadeniz’in yaylaları, sisin arasından size yeni bir manzara göstermeye her zaman hazır.
